Emprevizyon Teorisi Türk Hukukunda Uygulaması
Sözleşme imzalandıktan sonra öngörülemeyen olaylar ortaya çıktığında taraflar ne yapmalı? İşte tam bu noktada Türk hukuku sisteminde yer alan emprevizyon teorisi devreye giriyor.
Önemli Noktalar
- Emprevizyon teorisi TBK m. 138'de açıkça düzenlenmiştir
- Teorinin uygulanması için olayın öngörülemez ve önlenemez olması gerekir
- Mahkeme sözleşmeyi değiştirebilir veya feshedebilir
- Clausula rebus sic stantibus ile benzer ancak farklı bir kavramdır
Emprevizyon Teorisi Nedir?
Emprevizyon teorisi, sözleşmenin kurulmasından sonra tarafların makul ölçüde öngöremeyecekleri olaylar nedeniyle edimler arasında aşırı orantısızlık doğması halinde mahkemenin sözleşmeye müdahale edebilmesini düzenleyen hukuki ilkedir. Bu teori, Roma hukuku kökenli olan clausula rebus sic stantibus ilkesinin modern hukuktaki karşılığı olarak kabul edilmektedir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 138. maddesinde düzenlenen emprevizyon teorisi, sözleşme özgürlüğü ve pacta sunt servanda ilkesine bir istisna teşkil eder. Teori, değişen ekonomik ve sosyal koşullar karşısında sözleşme adaletini korumayı amaçlamaktadır.
Emprevizyon teorisinin uygulanabilmesi için sözleşmenin sürekli edimli olması şart değildir. Tek edimli sözleşmelerde de, edimin henüz ifa edilmemiş olması koşuluyla teori uygulanabilir. Yargıtay kararlarına göre, teorinin temel amacı edimler arasındaki dengenin korunmasıdır.
Emprevizyon Teorisi Türk Hukukuna Nasıl Girmiştir?
Emprevizyon teorisinin Türk hukukuna girişi tarihsel bir süreçle gerçekleşmiştir. 1926 tarihli Türk Borçlar Kanunu'nda bu teoriye açık bir düzenleme yer almamakta, sadece 106. maddede dolaylı bir atıf bulunmaktaydı. O dönemde mahkemeler, değişen koşullar nedeniyle ortaya çıkan adaletsizliklere clausula rebus sic stantibus ilkesi çerçevesinde çözüm aramaktaydılar.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile birlikte emprevizyon teorisi, 138. maddede açık bir şekilde düzenlenmiştir. Bu düzenleme, İsviçre Borçlar Kanunu'nun 373. maddesinden esinlenilerek hazırlanmış ve Türk hukukunun özgün bir yorumuyla şekillenmiştir.
Kanun koyucu, emprevizyon teorisini düzenlerken modern sözleşmeler hukukunun gereksinimlerini göz önünde bulundurmuştur. Özellikle uzun süreli sözleşmelerde ortaya çıkabilecek öngörülemeyen değişiklikler için hukuki güvence sağlamak amaçlanmıştır.
Yargıtay, 2012 yılından itibaren TBK m. 138 hükmünü uygularken teorinin şartlarını katı bir şekilde yorumlamakta ve istisnai bir düzenleme olduğunu vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, sözleşme güvenliğini korurken adaletsiz sonuçları da önlemeyi hedeflemektedir.
Emprevizyon Teorisinin Uygulama Şartları Nelerdir?
Emprevizyon teorisinin uygulanabilmesi için TBK m. 138'de belirtilen şartların tamamının gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu şartlar kümülatif nitelikte olup, herhangi birinin eksikliği teorinin uygulanmasını engeller.
Birinci şart, sözleşmenin kurulmasından sonra öngörülemeyen olayların gerçekleşmesidir. Burada öngörülemezlik, objektif bir kriter olarak değerlendirilir. Makul bir kişinin sözleşme kurulurken bu olayları öngörebilecek durumda olup olmadığı araştırılır.
İkinci şart, ortaya çıkan olayların borçlunun kusuruyla meydana gelmemiş olmasıdır. Borçlu, değişen koşulların oluşmasında katkıda bulunmuşsa emprevizyon teorisine başvuramaz. Bu durum, teorinin kötüye kullanılmasını önlemek amacıyla getirilmiş bir güvencedir.
Üçüncü şart, bu olaylar nedeniyle edimler arasında aşırı orantısızlığın doğmasıdır. Aşırı orantısızlık kavramı, sadece ekonomik dengenin bozulmasını değil, aynı zamanda hakkaniyet ölçütlerine göre kabul edilemez bir durumun ortaya çıkmasını ifade eder.
Yargıtay uygulamasında, enflasyon oranındaki artışlar tek başına aşırı orantısızlık oluşturmamaktadır. Ancak, olağanüstü ekonomik krizler, doğal afetler veya pandemi gibi durumlar emprevizyon teorisinin uygulanmasını gerektirebilmektedir.
Emprevizyon Teorisi ile Clausula Rebus Sic Stantibus Arasındaki Fark Nedir?
Clausula rebus sic stantibus ve emprevizyon teorisi arasında temel benzerlikler bulunmakla birlikte, önemli farklılıklar da mevcuttur. Her iki kavram da değişen koşullar nedeniyle sözleşme dengesinin bozulması durumlarıyla ilgilenmektedir.
Clausula rebus sic stantibus, Roma hukukundan gelen ve "koşullar böyle kaldıkça" anlamına gelen bir ilkedir. Bu ilke, sözleşmenin kurulduğu koşulların değişmesi halinde sözleşmenin sona ermesini öngörür. Emprevizyon teorisi ise, sadece sözleşmenin sona erdirilmesini değil, aynı zamanda değiştirilmesini de mümkün kılar.
Uygulama açısından bakıldığında, clausula rebus sic stantibus daha radikal bir çözüm sunar ve genellikle sözleşmenin tamamen ortadan kalkmasına yol açar. Emprevizyon teorisi ise, mümkün olduğunca sözleşme ilişkisinin devamını sağlamayı hedefler ve öncelikle değiştirme yoluna başvurur.
Türk hukukunda emprevizyon teorisinin kabul edilmesiyle birlikte, clausula rebus sic stantibus ilkesinin uygulama alanı daralmıştır. Ancak, TBK m. 138'in şartlarının gerçekleşmediği durumları için hala önem taşımaktadır.
Emprevizyon Teorisinin Hukuki Sonuçları
Emprevizyon teorisinin şartlarının gerçekleşmesi halinde mahkeme, sözleşmeye üç farklı şekilde müdahale edebilmektedir. Bu müdahale türleri arasında hiyerarşik bir sıralama bulunmaktadır.
Birinci seçenek, sözleşmenin değişen koşullara uyarlanmasıdır. Mahkeme, sözleşmedeki bedel, süre veya diğer şartları yeniden düzenleyerek edimler arasındaki dengeyi sağlamaya çalışır. Bu yöntem, sözleşme ilişkisinin devamını sağladığı için öncelikli olarak tercih edilmektedir.
İkinci seçenek, sözleşmenin feshi yerine geçecek başka çözümlerin aranmasıdır. Mahkeme, tarafların menfaatlerini dengeleyecek ara çözümler geliştirebilir. Örneğin, ödeme süresinin uzatılması veya taksitlendirme gibi düzenlemeler yapılabilir.
Son seçenek ise sözleşmenin feshidir. Bu yol, diğer çözümlerin mümkün olmadığı durumlarda başvurulan son çare niteliğindedir. Mahkeme, sözleşmenin feshi kararı verirken, tarafların ekonomik durumlarını ve menfaatlerini de gözetmek zorundadır.
Yargıtay kararlarına göre, mahkemenin müdahale yetkisi geniş olmakla birlikte, tarafların iradelerine aykırı düzenlemeler yapması mümkün değildir. Sözleşmenin temel niteliği korunarak gerekli değişiklikler yapılmalıdır.
Yargıtay Kararları ve Pratik Uygulamalar
Yargıtay, emprevizyon teorisinin uygulanmasında oldukça katı kriterler benimsemektedir. 15. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, teorinin uygulanabilmesi için gerçekten istisnai koşulların varlığı aranmaktadır.
Özellikle kira sözleşmeleri açısından Yargıtay'ın yaklaşımı dikkat çekicidir. Normal enflasyon oranlarındaki artışların emprevizyon teorisinin uygulanması için yeterli olmadığı, ancak olağanüstü ekonomik krizlerin bu kapsamda değerlendirilebileceği belirtilmektedir.
İnşaat sözleşmelerinde ise, malzeme fiyatlarındaki artışlar emprevizyon teorisinin en sık tartışıldığı konulardandır. Yargıtay, bu tür davalarda artışın oranını, süreyi ve öngörülebilirliğini detaylı şekilde incelemektedir.
COVID-19 pandemisi sürecinde emprevizyon teorisine başvurular artmış, mahkemeler bu olağanüstü durumu emprevizyon teorisi kapsamında değerlendirmiştir. Özellikle etkinlik organizasyonu, turizm ve eğitim sektörlerindeki sözleşmeler için teori uygulanmıştır.
Franchise sözleşmeleri açısından da Yargıtay'ın önemli kararları bulunmaktadır. Bu sözleşmelerde franchisor'un yükümlülüklerini yerine getirememesi durumunda emprevizyon teorisinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışma konusu olmaktadır.
Yasal Dayanaklar
Bu makalede atıfta bulunulan mevzuat:
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (m. 138) - Sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (m. delil sistemi) - Emprevizyon davalarında delil değerlendirmesi
Sıkça Sorulan Sorular

Yazar
Av. Enes ÖktenAvukat
Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. 5 yıllık mesleki deneyimiyle İnanlı Hukuk Bürosu'nda avukat olarak görev yapmaktadır.